PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tüm Öğretmenlere


AURORA
08-30-2009, 08:14
Ben yaşamadım ki deme yaşamak bile bir hikaye...
Severek okuduğum bir internet sitesinde bu yazı ile başlıyordu hikaye. O hikayeyi okuduğumda birden büyük bir şimşek çaktı beynimde, doğru dedim. İnsan yaşadığı sürece iyi yada kötü olaylarla karşılaşır. Aradan geçen zaman onun gerçek yaşam öyküsü haline gelmiştir ama kişi onun farkında değildir. Hani derler ya "ANLATSAM ROMAN OLUR". O yazıyı okuduğumda "tabiki" dedim ve yaşama merhaba dediğim anda kişiliğim ve gelişimim üstünde iz bırakan olayı hatırladığımda gözlerim doldu (aslında hiç unutmadığım bir olay) . Yaşamımda çok fazla izler bırakan olaylar yaşamıştım ama nedense ilk önce kimseyle paylaşmadığım ve de paylaşamadığım yalnız kendi içimde yaşadığım hatırladığımda bazen duygulandığım, bazan mutlu olduğum olayı bu yaşımda sizlerle paylaşmaya karar verdim. Bunun nedeni ise, belki birkaç öğretmenim bu yazıyı okur ve çocuklarına nasıl yaklaşacağına daha güzel karar verebilir.
İki öğretmen, Birisi hayata tutunmanı sağlarken, diğeri ise bakın neler yapıyor;

Sana Emanetim Öğretmenim

İlkokula, (6) yaşımda başladım.Birleştirilmiş sınıflarda okuduk. Tek öğretmenimiz vardı. (53) çocuğa ayrı, ayrı ders vermesi o kadar zordur ki, O yaşta onu anlamak bizler içinde çok zor tabi. Zaman geçip belli bir aşamaya geldikten sonra anlıyorsun. Öğretmenin neden başarısız olduğunu.(Yada öğrencinin) Neyse, İlkokul 3. sınıfa geldiğimde şehre göç ettik.. Şehirdeki okul, köyde okuduğum okul gibi değildi.O kadar güzel bir okuldu ki.. Çocuklar çok güzel giyiniyorlar, öğretmenler çocuklarla bire bir ilgileniyorlar, bir sınıfta yalnız senin yaşındaki çocuklar var. Güzel arkadaşlıklar kurabileceğim düşüncesi ile ilk gün okula koşarcasına gitmiştim. (Keşke bu okula gitmeseydim dediğim, insanlardan,öğretmenlerden nefret ettiğim ve her gün gözyaşı içinde,annemin zoruyla okula gittiğim lanet olası o yıl, sınıfa girmektense ölmeyi tercih edeceğim,bazen çanta elimde okul bitene kadar gizli bir yerde saklandığım o yıl.)
Benim yaşamımda öylesine kötü izler bıraktı ki, okumayı, büyük adam olmayı düşlerken,bu düslerimden vazgecip, annem gibi olmayı düşündüğüm o yılı, 1974 yılını hafızama öyle kazımışım ki, buraya yazarken bile ellerim titriyor, gözlerim doluyor, anlatıp anlatmamak arasında ikilem yaşıyorum. Ama anlatacağım, umarım benim yaşadığım bir çok öğretmene ders olur.
Babam beni alıp okula götürdü ve sınıfa bırakıp;
-İşte kızım, bundan sonra burada okuyacaksın.
öğretmenime "eti senin kemiği bizim,al hocam bunu adam et"
(bilmiyordu ki, adam olacak diye bıraktığı okulda kızının sonunu hazırladığını, bilseydi belki bırakmazdı, alıp götürürdü beni) deyip bırakıp gitti. Gidiş o gidiş, bir daha hiç okula uğramadı babam. Kızım ne yapıyor, ne kadar başarılı, okulda uyum sorunu yaşıyormu, yaşamıyormu diye hiç düşünmedi.
Üçüncü sınıftaydım ama okumam düzgün değildi, yazıları bile yazamıyordum. Şehirde okuyan çocuklar gibi değildim. Öğretmen bir soru sorar ama ben cevap veremezdim. Sınıfta katagorilere ayrılmıştık. Ben tembeller sırasına düşmüştüm. Tembellerle, (AYNI ZAMANDA EKONOMİK DURUMU DÜŞÜK OLAN GRUP) hiç uğraşmıyordu öğretmenim. Çalışkanlarla, (AYNI ZAMANDA VARLIKLI,ZENGİN OLAN GRUP VE O GURUBUN İÇİNDE TEMBEL OLAN ÖĞRENCİ OLMASINA RAĞMEN ÇALIŞKANLAR SIRASINDAYDI) ilgileniyor,onlara (CANIM,CİCİM) diyor, bize geldiğinde (SALAKLAR) diye bağırıp çağırıyordu.

Yine böyle bir gün öğretmenimiz okuma çalışması yaptırıyordu. Önce ASİYE diye bir arkadaşım (Boyu benden küçük, gelişmemiş aynı zamanda çirkin di de) okumaya başladı. Heceleyerek okuyordu. Çalışkanlar sırasındaydı Asiye. (Çalışkanlar sırasında olmasının nedeni ise, ailesi Almanyadaydı. Ve her gün evden öğretmenimize çanta içinde bir şeyler getirirdi. Sıra bana geldi. Okumaya başladım ve yine heceleyerek okuyordum.;
- Tamam kes okumayı. Diye bağırdı;
- Ayağa kalk.
- Tahtaya geç.
- Asiye sende kalk tahtaya. Asiyede kalktı İkimizi yan yana getirdi.
- Şuraya bak ALLAH sana boy vermiş ama akıl vermemiş, bak Asiyeye küçücük boyu ile neler başarıyor, senin geri zekalılığın beni deli edecek. ALLAHIM bu kadar geri zekalıyı beni denemek için mi gönderdin?
Diye bağırıyordu. O günkü utancımı asla unutamam. Sırama oturdum. Sınıf kahkahalarla gülüyordu. Oradan kaçıp kurtulmak, kimsenin beni bulamayacağı bir yerlere kaybolmak istiyordum ama yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Ağlamak istiyordum ama ağlamayacaktım ve ağlamadım da. O günden birkaç gün sonra vücudum anormal bir şekilde şişmeye başladı. Artık yürüyemeyecek kadar şişmiştim nedenini hiç kimse bilmiyordu. Doktorlar kaplıca önermişler di. Kaplıcalara gitmem gerekiyormuş ama nasıl gideceğim ki? Babamın ekonomik durumu çok kötü bize bile zor bakıyor. (sonradan anlıyorum ki benim bu kadar rahatsızlanmamın tek nedeni okulda yaşadığım olumsuz şartlardı.. Psikolojik anlamda tam bir bitişti benim için. İkinci yarı okula gidemedim. Öğretmenimden kurtulduğum için mutluydum aslında, nerdeyse rahatsızlandığım için seviniyordum.
Karnelerimizi vermişler ben sınıfımı geçmişim, nasıl geçmişim bilmiyorum. Yaz tatilinde köye götürdüler beni.
Tatil de iyileşmiş, yeniden eski halime dönmüştüm ve artık tatil bittiğinde okula başlayacaktım. Yeniden o ateşin içine atacaktım kendimi. "Gitmeyeceğim okula" diyemiyordum. İlk bir hafta okula gitmedim. İkinci hafta başladım ve yeniden cehennem hayatı başladı benim için.
Babam bir akşam eve gelip hepimizi bir odada toplayıp,,,
- Samsun Havzaya tayinim çıktı, eşyayı toplayın araba hazır, bu hafta buradan ayrılmamız gerekiyor Deyince yaşadığım mutluluğu tarif bile edemem.
Biz o hafta oldugumuz sehirden ayrıldık ve Havzaya taşındık. Evimizin altında ki okula yazdırdı babam. İlk sınıfa girişimi hatırlıyorum da.
- Tanrım ne kadar güzel bir sınıf,pırıl pırıl yüzler.demiştim.
Tek tek sınıftaki çocukların yüzüne baktım. Hepsi de benim gibiydi. Yüzleri gülüyordu. Masada oturan öğretmenim ayağa kalktı.
- Çocuklar size yeni bir arkadaşınızı tanıştırayım. Sinoptan geldi. Ona yabancı gibi davranmayacağınızı ve her konuda yardımcı olacağınızı biliyorum. Haydi kızım şu öndeki masaya otur. Dedi
O gün okulda tüm arkadaşlarımla birden kaynaştım. Bir hafta içinde herkesin sevgili arkadaşı olmuştum. Herkesle konuşuyor, sınıfta derslere kalkıyor,okuyordum hem de hecelemeden. Bir ay içinde öğretmenim bana (erkek Fatma) diye seslenmeye başlamıştı.
Birgün, ögretmenim ile sohbet ediyorduk. O zamana kadar aklima takilan soruyu soruvermistim.
-Ögretmenim, ben gerizekali degilim degilmi?
-oda nereden cikti? dedi ögretmenim.
- Bana geldigim yerde ögretmenim hep"gerizalilar sizlerlemi ugrasacagim" diye bagirirdi.
- yok kizim ögretmenler örgencilerine o kelimeleri kullanmazlar, sen yanlis anlamissindir, eminim.
-Hayir ögretmenim, biz 12 ögrenciydik ve paramiz yoktu. Ögretmenimiz bize hep gerizekali muamelesi yapardi. Bende artik gerizekali oldugumu düsünmeye baslamistim ta ki bu okula gelene kadar.
Ögretmenim gözleri dolmustu, belki aglayacakti ama aglayamadi. Eli ile saclarimi oksadi, tatli, tatli yüzüme bakti ve,
-Sen çok akıllı bir çocuksun,her güçlüğü yenecek kadar da güçlüsün,kendine olan güvenin, senin hayatta yükselmene neden olacaktır, unutma kızım. Her zaman kendine güven ve başarının okumaktan geçtiğini sakın aklından çıkarma&.. diyordu
Tanrım dedim ben bu muyum, o zaman ben geri zekalı değilim. Beni geri zekalı yapan ordaki öğretmenim miydi. O zaman neden bana öyle davrandı, neden başarısız olmam için çabaladı, benden neyin intikamını alıyordu. Oysa oda kadindi ve benim gelecegim onun elindeydi. Türkiyede kadinin ikinci sinif vatandas oldugunu biliyordu. Beni okutmasi ve hayata daha iyi hazirlamasi gerekmiyormuydu. Neden okumami istemedi. Oysa simdi erkek ögretmendeyim ve benim kurtulusumun okumaktan gectigini söylüyor. Diye düşünüyordum. Ama sordugum sorulara cevap bulamiyordum.
Karşımda iki öğretmen örneği vardı. Biri okuldan ve insanlardan nefret etmeme,hayata küsmeme neden olmuş, Diğeri ise, insanları sevmemi ve hayatta başarının benim elimde olduğunu ve bu başarıya ulaşmam için yalnızca okumam gerektiğini ve hayata sıkı sıkıya bağlanmam gerektigini söylüyordu.
Şimdi burada olmami, sevgili öğretmenim NECATİ ögretmenime borcluyum. Eğer, bayan öğretmenimde okumuş olsaydım asla bugün buralarda olamazdım buna inanıyorum..
Evet sevgili dostlar. Bu bir hikaye değil. 40 yılın içinde küçücük bir kesit ama hayata bakış açımı değiştiren biri iyi, biri kötü iki örnek. Umarım bunu öğretmenlerimiz okur ve dersler çıkarırlar.
Henüz, dokuz on yaşına gelmiş bir çocuğun, gelecekte ne olup ne olamayacağına temel hazırlayan sevgili öğretmenlerimiz, Lütfen unutmayın, sizin hamurunuz insan.
Güzel bir örnek ile bağlamak istiyorum;
Amerika da bir müzayede yapılıyor, bu müzayede de trilyonlar değerinde tablolar bir yanda, diğer yanda 6 yaşında bir çocuk, Soruyor görevli' bunlardan hangisini alırsınız herkes farklı, farklı şeyler söylüyor ve bütün dikkatler tablolarda (çok pahalı,maddi değeri var ya) . Bir zaman sonra içlerinden bir bey kalkıyor "Ben çocuğu istiyorum" diyor. Bütün kafalar ona dönüyor. Görevli "bu kadar pahalı tablolar dururken neden çocuk". O bey"çünkü o bir insan"diyor.
SEVGİLİ ÖĞRETMENLERİM;
AYDINLIK YARINLAR SİZİN ELİNİZDE..!
Türkan Dinçer