PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türk Olmanın Gururu


AURORA
08-30-2009, 08:33
Türk olmanın nasıl bir şey oldu unu unutanlara hatırlatmak için, Türk
olmanın tadına varmak için,
Sevgilerimle.
Dr.Kemal AYTUĞLU

Bu hakiki hikayeyi aktaran , sayın Dr. Ömer Muso lu 85 yasindadir ve halen
MODA/ Istanbulda oturmaktadir.

Anzaklı Ömer'in Hikayesi

1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere
ABD'ye giden DoKToR Ömer Muşluo lu, görev yaptı ı hastahanede başından geçen
çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:

Amerika 'ya gitti im ilk yıllar.. New York'da Medical Center Hospital'da
görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak,
elektrokardiyografi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki
yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine
verilmiyor.Di er zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya
gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında.."Kan verece im
kolunuzu açar mısınız?" dedim. Adamca ız kanserdi ve aynı zamanda
kansızdı.. Kolunu açtım, baktım pazusunda bir Türk bayra ı dövmesi var.
Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim:


-"Siz Türk müsünüz?"

-Kaşlarını yukarıya kaldırarak "hayır" manasına bir işaret yaptı.

-Ama ben hala merak ediyorum. "Peki bu kolunuzdaki Türk bayra ı nedir?"

-"Aldırma öylesine bir şey işte" dedi.


Ben yine ısrarla: "Fakat benim için bu çok önemli, çünkü bu benim
milletimin bayra ı, benim bayra ım..."

Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde
sordu:


-"Siz Türk müsünüz?"

-"Evet Türk'üm...."

İhtiyar gözlerime tanıdık bir göz arıyor gibi baktı.. Anlatmaya başladı:


"Yıl 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de.. Orada savaşmak üzere
bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben, Avustralya
Anzaklarındandım. İngilizler bizi toplayıp dediler ki: 'Barbar Türkler
Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe
açmış durumda.. Birlik olup üzerine gidece iz. Bu savaş çok önemlidir. '
Biz de inandık sözlerine ve savaşmak isteyenler arasına katıldık..


Beynimizi yıkayan İngilizler Türklere karşı topladı ı askerlerin tamamını
Çanakkale'ye sevkediyormuş. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler,
orada birkaç ay talim gördük, sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler.
Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler
suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler geceyi
gündüze çeviriyordu.

Her taaruzda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can
veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti gördükçe
şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün oldu umuz gibi sayı
bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi?
İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattı ı gibi Türkler
barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Me er bu barbarlıktan de il, kalplerindeki
vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş. Biz karaya çıktık. Taarruz edece iz,
bizi püskürtüyorlar.. Tekrar taaruz ediyoruz, bizi gene püskürtüyorlar.
Tekrar taaruz ediyoruz.. Derken böyle bir taarruzda başımdan yedi im bir
dipcik darbesiyle kendimden geçmişim. Gözlerimi açtı ımda kendimi yabancı
insanların arasında buldum. Nasıl korktu umu anlatamam. İngilizler bize
Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya... Ama dikkat ettim, bana
hiç de öfkeli bakmıyorlar, yaralarımı sarmışlar. İyice kendime gelince bu
defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum
ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip
bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum do rusu..Dedim ki kendi kendime:


-'Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler, ama öldürmüyorlar... Veyahut
isteseler önceden öldürebilirlerdi.. Halbuki beni cephenin gerisine
götürdüler..' Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla
'Yazıklar olsun bana' dedim. 'Böyle asil insanlarla ben niye savaşıyorum,
niye savaşmaya gelmişim?


Bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar Türk düşmanıymış' diyerek pişman
oldum.. Ama bu pişmanlı ım fayda etmiyor ki... Bu iyili e karşı ne yapsam
diye düşündüm durdum günlerce.. Nihayet bizi serbest bıraktılar.


Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için
koluma bu Türk bayra ı dövmesini yaptırdım. Bu bayra ın esrarı bu işte.."


Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti:

Talihin cilvesine bakın ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarımı
iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarfeden Türkler idi. Şimdi de
Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarfeden bir
Türk... Ne garip de il mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle
karşılaşaca ımı hiç tahmin etmezdim. Siz Türkler gerçekten çok merhametli
insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar, buna bütün kalbimle inanıyorum.


Peşinden nemli gözlerle "Bana adınızı söyler misiniz?" dedi. "Ömer"
cevabını verdim. Merakla tekrar sordu: "Peki niçin Ömer ismini vermişler
sana?"

-"Babam müslümanların ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer
adını vermiş."

-"Senin adın müslüman adı mı?" Ben -"Evet, müslüman adı" deyince yüzüme
baktı,do rulmak istedi. Onun yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu
doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki: "Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye
kadar Josef Miller idi, şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun."

-"Olsun" dedim.

-"Peki DoKToR beni müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu ?"

Şaşırdım, nasıl da birdenbire müslüman olmaya karar vermişti. Me er o bunu
hep düşünüyormuş da kimseyle konuşup soramadı ı için gerçekleştirememiş..

-"Tabii" dedim.. "Müslüman olmak çok kolay." Sonra kendisine imanın ve
İslamın şartlarını anlattım, kabul etti. Hem kelime-i şehadet getiriyor,
hem de a lıyordu.. Mırıldandı: "Siz müslümanlar tesbih çekersiniz, bana da
bir tesbih bulsan da ben de yattı ım yerden tesbih çekerek Allah'ımı ansam
olur mu?"

Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakk'ı zikretmeyi ihmal
etmiyormuş. Hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim. Hasta yata ında
tesbih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gün yanına
gitti imde samimi bir şekilde rica etti.


-"Beni yalnız bırakma olur mu?"


"Ne gibi Ömer amca?" "Ara sıra gel de bana İslamiyeti anlat!.. Sen çok güzel
şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor."

O günden sonra her gün yanına gittim, bildi im kadarıyla dinimizi anlattım.


Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum,
hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum;

"DoKToR Ömer, lütfen 217 numaralı odaya gelin!"


Hemen yukarı çıktım. Ömer amcanın odasına vardı ımda gördü üm manzara aynen
şöyleydi: Sa elinde tesbih, açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk
bayra ı, gö sünde imanı ile koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu.
Hemen başucuna oturdum, kendisine kelime-i şehadet söylettirdim, o şekilde
kuca ımda teslim-i ruh etti...


Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk
Milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu

Alone
08-30-2009, 13:31
Iste hakiki Türk böyledir. Dogrulukla bas gelemiyorlar, hileye müracat ediyorlar.
Ne mutlu ki adam müslüman olarak ruhunu teslim etmis.

Cok güzel bir hikaye.