PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : öğretmenlik mesleği ile oyunculuk arasındaki benzerlikler-farklılıklar


AURORA
09-28-2009, 06:15
ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ İLE OYUNCULUK ARASINDAKİ BENZERLİKLER-FARKLILIKLAR

Günün birinde babası oğluna: ’’Öğretmen ol cenneti garantile’’ der. Gün olur baba ölür. Oğlu vasiyeti yerine getirmez, inşaat mühendisi olur. Yaptığı bütün binalar yıkılır. Yıkılan bina sayısının üç-beş katı insan evsiz kalır, tüm yatırımları heba olur.
Ve zaman herkes için işliyordur. Çocuk da ölür. Divan kurulur. Cehennemdeyiz hem de boyun boyu... Baba oğlunu görür. “Oğlum!” , der. Ne işin var burada? Ben sana öğretmen ol demedim mi? Cenneti garantileyecektin. Ne yaptın böyle sen? Çocuk yaptıklarını anlatır, pişmanlığını dile getirir. Fakat anlam veremediği bir şey vardır. Babası öğretmen olduğu halde cehennemde? Doğal olarak sorar: ‘’Baba senin ne işin var burada?’’
Baba: ‘’ Hiç sorma oğlum bir ara yöneticilik yaptım.’’, der.

Öğretmenlikde de oyunculukta da rol yapmak vardır. Profesyonel oyuncu kendini canlandırdığı karekter ile bütünleştirebilendir. Öğretmen de öyle... Bir farkla. Öğretmen oyunbittikten sonra bile canlandırdığı karakterdir. Profesyonel oyuncu ise – gerçekten iyi bir oyun çıkarabilmiş ise- oyundan sonra baçarısını kutlayıp, canlandırdığı karakteri sahnede bırakır. Öğretmen ise canlandırdığı karakterdir. Alır o karakteri evine ve gittiği her yere götürü. Ta ki mezara kadar taşır bu karakteri.
Marmara Üniversitesi, Matematik Öğretmenliği son sınıf öğrencisiyim. Neden buradayım? Daha lise 1 öğrencisiyken, öğretmenim:’’Malik! Senden iyi öğretmen olur.’’ Dedi. Bir öğretmenin öğrencisine yapabilecği en büyük kötülüğü yapmıştı bana. Çevremdeki hiç kimse öğretmen olacağıma inanmazdı. Ve buradayım.
Çevremdeki öğretmenlerden; öğretmenler, mesleklerini icra edemesin diye yazılmış yönetmelikler ve bunları da uygulamaya çalışan yöneticileri düşündükçe, yukarıdakilerin yaşanmış olabilme ihtimalini düşünüyorum.
Bana öğretmenliği aşılayan kişi –mekânı cennet olsun – ortaokuldaki fen bilgisi öğretmenimdi. Okulumuza da sürgün gelmişti. Sonradan öğrendik; öğrencilerin yemesi için yapılmış yemeğin içindeki etleri seçip yiyen meslektaşı ile kavga etmişler. Sinirli birisiydi. Öğrenciler onun biriciğiydi. Önceliğiydi. Sırf Marmara Üniversitesi Matematik Öğretmenliği bölümünde, farklı zamanlarda, aynı anda okuyan iki öğrencisi olmuştur.
İşini evine taşıyan, rolüyle bütünleşmiş bir öğretmendi. Hemen hemen tamamı dar gelirli aile çocuklarının okuduğu bir okuldan, dershaneye hiçbir öğrencisini göndermeyip -kar kış demeden, diğer meslektaşlarını da toplayıp- başarısının %70’i bulduğu bir kurs açtı. Bu kurs sonucu kursa katılan öğrencilerinden; 15’i anadolu öğretmen lisesi, 20’si anadolu lisesine yerleşti. Süper liseyi saymıyorum. Bu öğrencilerin hemen hemen hepsi de ülkenin dört bir yanında üniversite okuyor. Benim dönemim olanların çoğu geçen yıl mezun oldu.
Vel hâsıl-ı kelam başarılı bir oyun çıkardı. Bir oyuncu olsaydı ya da yaptığı oyun olsaydı, seyirciler ayakta alkışlardılar. Ne oldu dersiniz? Kar payı azalan dershane sistemi ve yöneticilerin işbirliği ile büyük bir mükâfat aldı. Çalışmasına izin vermediler. Mecbur kalıp tayin istedi.
Vanlıyım. Genelde Van’a öğretmen gelmez. Gelen de fazla kalmaz. Aynen öyle öyle oldu. Önce oynun yönetmeni –biz mezun olduğumuz yıl- sonra da diğer oyuncular birer birer çekip gitti. Ya da gitmeye zorlandı.
Gelenlerin de fazla kalmadıkları konusunda söylediklerimi duygusallık olarak değerlendirmeyin lütfen. Van Muradiye Alpaslan Anadolu Öğretmen Lisesi’nden mezun oldum. Lise 2 ye kadar –ve bizden üç yıl öncesinde – biyoloji öğretmeni yoktu. Ne var bunda derseniz, bu örnek daha ilginç: öğretmen lisesinde meslek bilgisini verecek öğretmen yoktu. Diğer bir deyişle öğretmen liselerinin, eğitim fakültesini tercih ederken aldığı 24 ek puanın yegâne sebebi olarak gösterilen dersten bahsediyorum. 2004 ‘te, zamanın öğretmen liseleri genel müdürü Kerem Altun, sorunlarımızı dinlemek üzere okulumuzu ziyarete geldiğinde, bu sorunu dile getirdim. Yıl 2007 ve benim tanıdığım son kuşak da mezun oldu. Gördüklerime sordum; halen de meslek bilgileri öğretmeni yokmuş.
Bu konu üzerine günlerce konuşulabilir, yazılabilir. Konuşulanların dinlenilmeyecektir ve yazılanlar da okunmayacaktır. Bu kadar kesin konuşuyorum; çünkü eğitime verilen değer ortada. Açılan okullar-üniversiteler de tam olması gibi işsizlik katsayısını azaltmaya yönelik görevlerini harfiyen yerine getiriyorlar.
Keşke hepsi, terkedilmiş bir salonda sergilenen bir oyun olsaydı. Dünya bu oynu izliyor. Ve biz de pek ala oynuyoruz. İzlediklerinden memnun olanlar da var, rahatsız olanlar da... Asıl sorun ya da soru: ‘’ Biz memnun muyuz?’’.